Gebze Gazetesi - 16.04.2015

Bulgaristan’dan Türkiye’ye bakmak!

İSMAİL KAHRAMAN'IN KALEMİNDEN

 

 

 

Koşukavak Turizmin davetlisi olarak ulusal ve bölgesel medyaya mensup 40 kişilik grup ile hafta sonu Bulgaristan’daydım. Bulgaristan’ın karadeniz sahilindeki Burgaz, Varna, Balçık, Dobriç, Tuna boyları, Slistre ve Şumnu bölgelerini adım adım gezerek hem belgesel çekip hem de Bulgaristan’da ne olup bittiğini yerinde araştırma fırsatım oldu.

 

Bulgaristan 7-8 milyon nüfusu olmasına rağmen turizme çok büyük önem veriyor. Arap ülkeleri ve İsrail’den 8 milyona yakın turist alıyor. İsrail’li ve arap ülkelerinden gelen turistlere hizmet veren domuz eti satmayan dini hassasiyetleri önemseyen oteller açılmış. Bizde böyle bir otelin misafiriydik. Konu ile ilgili daha sonra ayrıntılı bilgi vermek istiyorum

 

Biz, bu gezi sırasında özellikle Bulgaristan’ın sahil kenti Varna’yı yeniden keşfedip belgeselleştirme imkanı bulduk. Tarihimize Varna meydan muhaberesi olarak geçen 1444 yılında haçlı ordusunun mağlup edildiği alanı gezerek gezimize başladık. Ardından Sarı Saltuk namı ile bilinen Osmanlı’dan önce Balkanlara islam medeniyetini götüren Sarı Saltuk’un Balkan topraklarına ilk çıktığı Karadeniz sahillerine gittik.

 

Bulgaristan’ın Balçık kenti tam bir turizm cenneti. Çiçek bahçeleri, tarihi binalar, korunmuş Romanya kraliçesinin yaptırdığı minareli sahildeki saray ziyaretçi akınına uğruyor. Altın kum anlamına gelen bu sahiller turistleri ağırlıyor. Adeta turizm için vazgeçilmez bölge konumuna gelmiş. Bu bölgeleri gezerek tarihe not düşüp zamana noterlik yaptık.

 

Bulgaristan’a ilk kez 1999 yılında giderek belgesel çekmiştim. 1999 yılından bugüne 16-17 yıl geçti. Bulgaristan’da bu süre içerisinde fazla bir değişiklik yok. Yollar aynen, sanayi kuruluşları yok denecek kadar az, Bulgaristan bu açığı turizme verdiği önemle kapatıyor. Avrupa Birliği’ne girmesine rağmen Bulgaristan’da büyük bir ekonomi söz konusu.

 

Bulgaristan’ın adeta tarım merkezi olan Tuna Boyları,’ndaki dobruca ovası ve Slistre bölgesini adım adım gezme fıresatımız oldu. Namık Kemal’in ‘Vatan yahut Slistre’ kitabına ilham kaynağı olan Slistre’ye giderken yollar üzerindeki köyler, sürülüp ekine hazır hale getirilmiş. Avrupa Birliği Bulgaristan’daki tarıma çok büyük destek veriyor. Bölgelerin ekilip biçilmesini teşvik için krediler veriyor.

 

Slistre gerçekten muhteşem. 17 yıl sonra yeniden Slistredeyiz. Adeta Slistre bir tabloyu andırıyor. Caddeler, yenilenirken yeni binalar yapılıyor. Tuna’nın suyu nazlı nazlı akıyor. Bilindiği gibi Tuna, Slistre’den sonra Bulgaristan topraklarını terk ederek Romanya’ya giriyor. Romanya, hemen Slistre’nin karşısında. Tuna’yı hem seyrediyor, Tuna sahillerinde belgesel çekimleri yaparak tarihe not düşüyoruz.

 

Slistre Kalesi tarihi olaylara şahitlik yapan bir yer. Özellikle 1853-1856 Kırım Savaşlarında, Tuna cephesi olarak bilinen Slistre sahili ve kalesi gerçekten görülmeye değer. Kale halen stratejik ve askeri kimliğini koruyor. Slistre Kalesi ile ilgili birçok hatıralar anlatılıyor. Ama en önemlisi Namık Kemal’in Vatan Yahut Slistre isimli kitabı. Kaleyi gezerken bu kitabı adeta yeniden okur gibi olduk. Kale Müze haline getirilmiş, turistlerin ziyaretine açık.

 

Slistre’den sonra Deli Orman bölgesinin köylerine gidiyoruz. Son devrin büyük din ve tasavvuf adamlarından Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerinin, bugün ki Razgrat ili İsperih ilçesi Ferhatlar Köyü’ne gidiyoruz. Çok büyük ormanlık alan olduğu için dolu orman anlamına gelen Deli Orman bölgesinin köylerini  bir bir geziyoruz. Tarlada çalışan bir köylü Devr-i Alem programlarından bizleri tanıyarak yakın ilgi gösterip, misafir etmek istemesi beni oldukça duygulandırdı.

 

Deli Orman’ın manevi kalbinin attığı yer Ferhatlar Köyü’ndeyiz. Ferhatlar Köyü, İsperih Belediye Başkanı Adil Reşitoğlu beyin ifade ettiği gibi 500 yıllık geçmişi olan, Fatih Sultan Mehmet Han’ın eniştesi İdris Bey tarafından kurulmuş tarihi bir köy. Köyde Süleyman Efendi’nin dünyaya geldiği evi ziyaret edip, ardından köyün Camisini ve mezarlığını da gezerek köylülerle görüştük. Köyde bahar hazırlığı tüm hızıyla devam ediyor. Köylüler cana yakın ve samimi insanlar. Duygu yüklü olarak adeta bir tabloyu andıran Ferhatlar Köyü’ne veda ederek, Şumnu’ya doğru yola çıkıyoruz.

 

Bu bölgede Osmanlıca adı Karalar olan ve Bulgarların Çerni dediği, Koca Yusuf Pehlivan’ın dünyaya geldiği köyü görmek için araştırma yapıyoruz. Ancak tüm aramalarımıza rağmen köyü bulamıyoruz. Bu köye 1999 yılında giderek belgesel çekmiştik. Rehberimiz köyü bulmakta oldukça zorlandı. Bu köyde Koca Yusuf’un idman yaptığı, 450 kiloluk taş ve Koca Yusuf’un dünyaya geldiği evde bulunuyor. Son dönemde bu köye dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Koca Yusuf’un anıtı da yapılmış.

 

Evet, Bulgaristan’da yaptığımız birkaç günlük belgesel çekimimizin bu bölümü ile bugün ki yazımızı noktalarken asıl üzerinde durmak istediğimiz Bulgaristan’dan Türkiye’nin nasıl göründüğüdür. Bulgaristan, Avrupa Birliği ülkesi. Çok güzel bir araziye sahip. Ancak Bulgaristan’da nüfus hızla azalıyor. Siyasi istikrarsızlık ve etnik çekişme Bulgaristan’ı yiyip, bitirmiş. Gençler Bulgaristan’ı çoktan terk etmiş. Aş ve iş uğruna Bulgar gençleri Avrupa ülkelerine kaçmışlar. Türk gençleri de Türkiye’ye sığınmış. Bulgaristan’da Avrupa Birliği teşviklerine rağmen tarım yapılamıyor. Hizmet sektöründe yetişmiş adam yok. Sanayi yok denecek kadar az. Türkiye’nin Bulgaristan’ın bugün ki durumundan ders ve ibret alması gerekiyor. Türkiye, Bulgaristan’dan çok güçlü ve çok büyük bir ülke olarak gözüküyor. Bulgaristan’da kaldığım süre içerisinde bir kez daha Türkiye’nin ne kadar önemli olduğunu anladım. Türkiye’nin gerçek anlamda kıymetini bilmeliyiz.

 

Sonuç olarak Bulgaristan’ı Türkiye ile karşılaştırıp, Bulgaristan’da yaptığım belgesel ve gezi notlarını yazarak tarihe not düştük. Yarın Bulgaristan’ın Burgaz bölgesi ve Bulgaristan’da turizm konusuyla ilgili yazımı sizinle paylaşacağım.

 

“Tüm hakları saklıdır © 2015 – Koşukavak Turizm A.Ş.”
tatil otel gezi